şeb.

Mart 18, 2015

on alti – yirmi bir

saat 16:21

bitiyorgün

yorgun.

daha daha

geri sayiyorsak eger -sayiyoruz-

buna sevinebiliriz.

bir sehir.

Mart 3, 2015

tumblr_mxtkecrBAe1sp76hoo1_500

yürüyoruz. belki yollar icin variz. yürüyoruz, gülümsüyor. kisik gözlerinden benden yana düseni bazen beni süzüyor. susmuyorum. pek de konusmazken cokca konusan oluyorum. anlatiyorum, gülümsüyor.

susuyoruz. adimlarimiz hizlaniyor. -huzursuzsak acelemiz var- yürüyoruz, öfkemizi rüzgâra dövdürmek ister gibi. gitsinler burdan, der gibi. sonra geciyor. kizillar diniyor. benim elimde durgun deniz, onda kim bilir ne kaliyor. pek anlatmiyor. anlatmaya inanmiyor. “gözler biziz” ve bir vermidon.

o sola bakiyor, ben ona. sonra ben sagima, agaclara, kuru dallara ve tepedeki kuslara. bana bakiyor. kisik gözleriyle mecazlar ariyor. belki buluyor veya kuruyor. düsmani kurmaktan bahsediyorum, o bunu zaten biliyor. gündelik kusuyorum ve sabahin böregini duyuyor.

yürüyoruz; cantali, cantasiz, gocuklu ve telassiz. cikmaz sokaklar. varsin, diyorum. duymuyor. icime konusuyorum. biraz uzaklara daliyor ve bir kedi. bir cay, bir kahve, kitaplar. sevdigimiz seylerin takasi. bir alisveris ve iclerim titriyor.

cenin.

Mart 24, 2014

20140324-002719.jpg
böyle zamanlarda nereye gidecegimi bilemiyorum. yine o kara, bicimsiz, ucsuz kucagi arar buluyorum kendimi ve kivriliyorum. anamin rahmini özlüyorum.

baliksiz göl.

Temmuz 12, 2013

su an bize gereken, onun nerede oldugu bilgisi. teferruatlara dalip keyfimizi kacirmayalim. hedefimize odaklanalim, dürbün deligine sigdirmaya calistigimiz esek gözümüzle bir benzerini, cok benzerini ama asla aslini degil, aslinin biraz kücügünü görebilmenin ayirdinda olalim. onu onla karistirmayalim. bu gibi karisikliklar kiside yorgunluk, bezginlik -ki yorgunlukla karistirilir cogu kez-, istahsizlik, adi üstünde iste kafada, midede, bagirsakta, kasiklarda, dirsekte ve kirpikte karisiklik dogurur. gebelik. yükü kendisine yeten kadinin, suncacik bir seye hamallik yapmasi. suncacik seyin suradan cikmasi ve suncacik yerde yatip kalkmasi, düsüp kalkmasi, hop oturup hop kalkmasi. anneni üzme. ayaginin altini sev. su gördügün daglara bakarak, aslini sev. 

 

sabahin erken saatlerinde yüzlestigin o sey canini cok sıktı, bunu görebiliyor ve daha önemlisi hissedebiliyorum. -ebilmek: saklamaya calissan da kâdirim. görüyorum deseydim mesela, sen gösterdigin icin görüyor olacaktim. görebiliyorum; senden bagimsiz, bana bagimli, egolarimla uyumlu, kabariyor koltuk altlarim. ucalim mi?

 

biri yörünge demisti, o deyisi sevmistin. simdi sen kimsin, o kim. bunlar soru degil, zihnine atilan ibnece zarflar. zarf atmak: yoklamak. zarfi ac. ac ve düsünmeye basla. günlerdir basini yere egdiren o agridan kurtulmak adina, calistir o gri, yapiskan, bazilarinca cok sevilen seyi. senin cok sevilen seylerin: beynin, gözlerin, ellerin. annenin elini öp, kemikli.

 

kuse kagidi, saman kagidi, kraft kagidi, paket kagidi, tuvalet kagidi, kasabin cok sevdigin yagli kagidi, pisirme kagidi, turnusol kagidi, kahveli pamukla sildigin tezhib kagidi; babanin gönlünü al.

 

götürdügün esyalar, getirmedigin kitaplar, hep lazim olanlar ve hic bulunmayanlar. kabugunu kir. senin bazi sevilmeyen seylerin: homurtun, huysuzlugun ve ne bicimligin; hepsinin yüzüne söv.

 

-istedigim gibi olmadi.

benim böyle neyim var?

Haziran 4, 2013

bos zamanlarimda eski evimizi, daha ziyâde mutfagimizi  düsünüyorum. bu bana zevk veriyor; al sana zevk verici madde. beyaz dolaplar, beyaz dolaplar ve beyaz dolaplar. beyaz fayanslar, beyaz fayanslar ve yesil cizgiler. cani darlanan kadinin geceyarisi eglencesi; fayans aralarini ince uclu fircayla boya.

az kullanilan tencereler hangi dolaptaydi? hah, su kapinin arkasinda. rende neredeydi? lavabonu alti. sepetli dolap; patates ve sogan. sürgülü dolap; ohaaa! kilerimiz var. katlanan dolap; yuuuh! âdeta bir akordeon. hani evye? en sevdigimden; ustunde var bir pencere. balkonu var mi? olmaz mi. olur.

1-bazen biraz canim yaniyor.

2-düdüklü tencereden korkuyorum.

neden bir illüstratör degilim?

zaman.

Mayıs 16, 2013

onlar öyle zamanlardi ki; ben meselâ balkondan baktigimda, yesilin en keskininden bir agac görürdüm. ay nasil parlak, nasil güzel agac gibi seyler düsünürdüm. agac ayni agacti oysa.

hem de söyle zamanlardi ki;  ben icim icime sigmaz, sabahi edemez, yatakta dikilir durur, türk gibi* bagdas kurar oturur, düsünür dururdum.

bi de böyle zamanlardi ki; günes yeni dogmus olur, ben kendimi cizgifilm izler bulurdum. kipirtilar falan diyorum iste.

simdi bazen öyle zamanlar oluyor ki; gördügüm herkese “size de oluyor mu?” diye sormak istiyorum.

simdi nâdir de olsa, oluyor. bi zaman geliyor, icimden, gördügüm herkese selam vermek, naber demek geliyor. bunlar toplamda iki saati gecmiyor. bu sebeple  hic toplanmiyor. hezîmetlerden hoslanmayiz.Görsel

*brontë, jane eyre adli romaninda, jane’in pencere önünde kitap okurkenki oturusunu “türk gibi” diye betimliyor. olsa olsa bagdastir dedim, cok da üstüne düsmedim.

ben bazen bazi seyler isterim. benim bazen istedigim seyler her zaman istedigim seylerin tipkisidir. ben hep isterim ve bunu hep yapmam. cünkü bazen hep istemeye yüz bulamam. ama istemeye geri döndügümde kaldigim yerden devam edebilirim. bu benim anac yanimdir. ben bazen cok bis boklara bulanirim. bu boklar benim istememe engel olur. bu boklar beni birkac zamanligina istemekten alikoyar. sonra ben o boklari alikoyarim. kafese kapatir ve alinlarindan öperim. boksa benim bokum der, gecerim. sonra istemeye devam ederim. alikoyuldugum zamanlarda da aslinda, bilgisayarin arka planinda calisan gereksiz virüslü pisboklar gibi, benim gri lobumun perdesinin arkasinda da calisan bir sistemden ötürü, kimden ötürüüü! sistemden ötürü isteyisim sürer gider. ancak bunu ben bile bilmem. benim bile bilmedigimi o su bu zaten bilemez. ben bilirim der ama bilmez. benim bile bilmedigimi bilebilecek olan zaten bilir. bazi manevi göndermeler yapmaktan geri durmam. cünkü böylece tutunabilirim. benim bi sabitim olmadiginda ben tutunamam. ben tutunamadigimda  kicim üstü düserim. ben kicim üstü düstügümde hemen kalkamam. o boklarin icinde bizim mundar hayvan dedigimiz o bes harfliler gibi debelenirim. her yerime esit miktarda sürer, onlara alisir, onlarla barisirim. bu zorlu ve kokulu sürecten sonra dogrulurum. anka kusu falan gibi küllerimden degil. evet o pis kokan seylerimden dogrulurum. onlari koca ayaklarimin altinda ezer, yürüdükce izlerini pesimde götürürüm. ta ki üc adim. üc adim sonrasi temizliktir. artik o yerler temizdir. dogrulurum ve bir sonraki düsüsüm icin zaman kollarim. kol saatim yok ama takmayi severim. bu sebeple babamin artik calismaz raporu almis saatini koluma takar gezerim. o ölürse ben o saate bakip aglayacagimi adim gibi bilirim. ne de cok sey bilirim. kol saatim yok ama isiriklarla saat yapabilme yetenegim var. ne de yetenekliyim. bakin bunlar diye baslayan bir cümle kurmak gecti aklimdan ancak bundan vazgectim. cünkü kimseye bir sey söyleyesim yok. hep yazasim var. bu bile hepin ölümüne yeterli. hep ölürse hic, hic ölürse hep olurum. böyle bir devinim. bunlar asirma cümleler. unuttugum sigaramdan bir firt daha ceker, bu cok önemli isime geri dönerim. parmaklarimi harflerden hic ayirmadan, telekinezi metafiziki ebeninki yöntemleriyle sigarayi kendime cekerim. ayni hizla onu geldigi yere gömerim. ben siddeti severim. bunlar benim bazi problemlerim ve bu problemlerimi sadece ben dillendirebilirim. bir baskasi ki onlar pisliktir, tekil özneye cogul devam eden cümleler yanlis seyler. bir baskasi ki bunu dillendirirse, ben o dili keserim. aslinda büyütülecek bir sey yok. zaman zaman böyle olur. zaman zaman söyle. bu böylelerin, söylelerin eslestigi anlamlari yalniz ben bilirim. ben yalniz da yürüyebilirim. bahsettigim kic üstü düsme, mundar hayvan debelenmesi ve ayaklari sürüyerek yürüme süreclerinin ardindan, dogrulurum. ta ki tekrar düsene kadar. bunlar hep kendini tekrar. “kaba çamur yığını.” ayipladikca beter olacagini bilerek yürü. pigi pigi kuki

%d blogcu bunu beğendi: