insan hayvani.

Eylül 27, 2015

eline saglik lepetitrobert

eline saglik lepetitrobert.

« Şüphesiz, insan, bütün hayvan nevilerinin seciyelerini* kendinde toplamış  bir mahlûktur, bir behime* yekûnudur: Kaplan gibi yırtıcı, tilki gibi kurnaz, geyik gibi ürkek, arslan gibi cesur, köpek gibi sadık ve kedi gibi nankörüz… Fakat bu vahşet imkânlarını beşerî seciyemizin çelikten kafesleri içinde hapsettiğimiz için insanız ve boğa yılanından farkımız budur. Tırnaklarımızı ya kesiyoruz yahut cilâlı maddelerle parlatıyor ve güzelleştirmeye çalışıyoruz, yani tırnağımızın çıplaklığını gideriyoruz. Pirandelli* bundan bahsetmiyor; hâlbuki manikür, en çirkin tarafımızla mücadelemizdir ve ellerimizde gizlenen vahşî pençeye insanî bir şekil vermek içindir. Sevdiklerimizi öldürüyoruz, çünkü onlar da bizi öldürüyorlar; fakat darbelerimizi insanca vurarak, açtığımız yaraları namütenahi* şefkatimizle iyi etmeğe çalışarak ve tekrar yalayarak, sevdiklerimizi hazla keserek güzel tezadını tattırarak öldürüyor ve ölüyoruz. Yaşamak, yaralamak ve yaralanmaktır; fakat insanca… Bizim tıynetimiz, ruhumuzun hayvan ve Allah’a giden iki yolunun köşesinde mündemiçtir*. ‘Ne melek, ne hayvan!’ – ‘Hem melek, hem hayvan!’ »

*seciye: karakter
*behime: dört ayaklı hayvan
*namütenahi: sonsuz
*Pirandelli: Pirandello
*mündemiç: içinde saklı olan

Yazının devamını oku »

Reklamlar

kitab*

Kasım 29, 2014

“Kımıldamaktan bile hoşlanmayan tembel bir adamın bir işe bir kere başladı mı, önce nasıl tembelliğine sarılmışsa, öylece harekete sarıldığını hep görürüm, sanki hoşlanmadığı kımıldamak değil de başlamak ya da bitirmekmiş gibi.

Yazının devamını oku »

dervis.

Eylül 4, 2014

 

*

“Uzam bizim zindanımızdır, dedim. Uzamın yalnız gözle görebildiğimiz kadarı bizimdir; biz ise bütünüyle ona aitiz. O bizi yorar, korkutur, çağırır, kovar. Bizi gördüğünü sanırız, o ise bizimle ilgilenmez bile. Ona egemen olduğumuzu söyleriz, oysa, yalnız bize gösterdiği hoşgörüden yararlanmışızdır. Yeryüzünün bize eğilimi yoktur. Şimşekler, dalgalar bizim için değildir, biz onların içindeyiz. Kendi öz yurdu da yoktur insanın. O, kör güçlerden aşırır yurdunu. Yeryüzü mutsuzluktan başka bir şey vermeyen şaşılası nesnelerin konutu olabilir yalnız, kimsenin olmadığı gibi, bizim de değildir.

     Ele geçirdiğimiz dünya değil, ayaklarımızı koyacak bir parça yer, dağ değil, gözümüzdeki resim, deniz değil, oynak sertliği ve üzerindeki yansımasıdır. Bize ait olduğunu sanırız. Sıkıca tutunduğumuz şey, yanılsamadır.”

merhaba.

Ağustos 13, 2014

fancy ha?“Neşeli günlerimde gece ilerledikçe canlılığım da artardı.”

Belacqua ve digerleri.

Ocak 18, 2014

“Bir daha buraya dönmeyeceğim, dedim. Ama iki elimle babanın yanlarından destek alarak kalktığımda, bir boynuzundan yakaladığı keçiyle küçücük bir çocuk çıktı karşıma. Yeniden yerime oturdum. Göründüğü kadarıyla, bana korkusuzca ve de tiksinmeden, suskun bakıyordu.

    Göz gözü görmüyordu gerçekten de. Susması doğal geliyordu bana, söz sırası yaşlınındı. Yalınayak, yırtık pırtık giysiler içindeydi. Buraları iyi bildiğinden, rıhtım tarafından bırakılmış bu karanlık kütle ne acaba diyerek yolundan ayrılıp görmeye gelmişti. Böyle uslamlıyordum. Şimdi bu kadar yakınımda haydut gözleriyle bana bakarken anlamaması olanaksızdı. Buna karşın hâlâ duruyordu. Bu aşağılıklık benden mi geliyor gerçekten de? Harekete geçmeliydim, çünkü yola koyuluşumun amacı bir anlamda buydu, ardından geleceklerin az da olsa bir yarar sağlayacağını umarak, ona bir şeyler söylemeye karar verdim. Böylece tümcemi kurdum, duyurabileceğime inanarak ağzımı açtım. Ama bunları tasarlayan benim için bile anlaşılmaz bir hırıltıydı dudaklarımdan dökülen. Ama doğaldı bu, yalnızca uzun bir sessizlikten ötürü karşılaşılan bir ses yitimiydi, cehenneme açılan koruluktaki gibi, anımsıyor musunuz bunu, ben çok iyi anımsıyorum. Çocuk keçiyi bırakmaksızın tam karşıma geçti ve bir iki kuruşa her yerde bulabileceğiniz şekerlerden uzattı bana bir külâhın içinde. Bana şeker ikrâm edilmeyeli en azından seksen sene geçmişti, ama açgözlülükle alıp ağzıma atıverdim, eski hareketleri gittikçe heyecanlanarak yinelemeye koyuluyordum, çok hoşuma gitmişti. Şekerler birbirine yapışmıştı, ilkini -yeşil bir şekerdi- ötekilerden ayırmakta güçlük çektim, ama çocuk bana yardım etti, eli elime değdi. Teşekkür ederim, dedim. Kısa bir süre sonra, keçisini sürükleyerek uzaklaşmaya başladı, tüm bedenim sarsılarak kalması için işaretler yaptım, taşkınlıkla mırıldandım. Nereye böyle çepicinle küçük adam? Bu tümce ağzımdan çıkar çıkmaz utancımdan yüzümü kapadım. Oysa biraz önce söylemek istediğim de buydu. Nereye böyle çepicinle küçük adam? Eğer yüzümü kızartabilsem, kızartırdım ama bedenimin uç noktalarına çıkmıyordu kanım. Eğer cebimde birkac kuruşum olsa, kendimi affettirmek için ona verirdim, ama beş parasızdım, yaşamın eteklerindeki küçük bir bahtsızı sevindirecek kuruşum yoktu. Sanırım, önceden düşünmeden yola çıktığım için o gün üzerimde yalnız taşım bulunuyordu. Küçük bedeninden kıvırcık ve siyah saçlarını ve uzun kirli ve adeleli çıplak bacaklarının biçimli uyumunu göreceğim yazılmış alnıma. Serin ve canlı elini de, bunu kolay kolay unutmayacağım. Ona söyleyecek başka tümce aradım, çok sonra bulduğumda çocuk uzaklaşmıştı, çok değil ama uzaklaşmıştı. Yaşamımdan da kopmuştu usulca, gidiyordu, artık düşüncelerinden bir teki bile benimle ilgili olmayacaktı, yaşlandığında, ilk gençliğini araştırırken, bu neşeli geceyi anımsar, keçiyi hâlâ boynuzundan tutup önümde yeniden, kim bilir belki bu defa biraz sevgi, hatta kıskançlık duyguları içinde duraklarsa anımsar herhalde, ama ben pek inanmıyorum. Zavallı sevgili hayvancıklar, bana nasıl da yardımda bulunabilirdiniz.”

aralik bitti.

Aralık 26, 2013

“İnek ve koyunlarımı ceplerime yerleştirdim;”

Image

Zingarina.

Ekim 26, 2013

zingarina

“birkac cali cirpi verin de yakalim dünyayi”

%d blogcu bunu beğendi: