Belacqua ve digerleri.

Ocak 18, 2014

“Bir daha buraya dönmeyeceğim, dedim. Ama iki elimle babanın yanlarından destek alarak kalktığımda, bir boynuzundan yakaladığı keçiyle küçücük bir çocuk çıktı karşıma. Yeniden yerime oturdum. Göründüğü kadarıyla, bana korkusuzca ve de tiksinmeden, suskun bakıyordu.

    Göz gözü görmüyordu gerçekten de. Susması doğal geliyordu bana, söz sırası yaşlınındı. Yalınayak, yırtık pırtık giysiler içindeydi. Buraları iyi bildiğinden, rıhtım tarafından bırakılmış bu karanlık kütle ne acaba diyerek yolundan ayrılıp görmeye gelmişti. Böyle uslamlıyordum. Şimdi bu kadar yakınımda haydut gözleriyle bana bakarken anlamaması olanaksızdı. Buna karşın hâlâ duruyordu. Bu aşağılıklık benden mi geliyor gerçekten de? Harekete geçmeliydim, çünkü yola koyuluşumun amacı bir anlamda buydu, ardından geleceklerin az da olsa bir yarar sağlayacağını umarak, ona bir şeyler söylemeye karar verdim. Böylece tümcemi kurdum, duyurabileceğime inanarak ağzımı açtım. Ama bunları tasarlayan benim için bile anlaşılmaz bir hırıltıydı dudaklarımdan dökülen. Ama doğaldı bu, yalnızca uzun bir sessizlikten ötürü karşılaşılan bir ses yitimiydi, cehenneme açılan koruluktaki gibi, anımsıyor musunuz bunu, ben çok iyi anımsıyorum. Çocuk keçiyi bırakmaksızın tam karşıma geçti ve bir iki kuruşa her yerde bulabileceğiniz şekerlerden uzattı bana bir külâhın içinde. Bana şeker ikrâm edilmeyeli en azından seksen sene geçmişti, ama açgözlülükle alıp ağzıma atıverdim, eski hareketleri gittikçe heyecanlanarak yinelemeye koyuluyordum, çok hoşuma gitmişti. Şekerler birbirine yapışmıştı, ilkini -yeşil bir şekerdi- ötekilerden ayırmakta güçlük çektim, ama çocuk bana yardım etti, eli elime değdi. Teşekkür ederim, dedim. Kısa bir süre sonra, keçisini sürükleyerek uzaklaşmaya başladı, tüm bedenim sarsılarak kalması için işaretler yaptım, taşkınlıkla mırıldandım. Nereye böyle çepicinle küçük adam? Bu tümce ağzımdan çıkar çıkmaz utancımdan yüzümü kapadım. Oysa biraz önce söylemek istediğim de buydu. Nereye böyle çepicinle küçük adam? Eğer yüzümü kızartabilsem, kızartırdım ama bedenimin uç noktalarına çıkmıyordu kanım. Eğer cebimde birkac kuruşum olsa, kendimi affettirmek için ona verirdim, ama beş parasızdım, yaşamın eteklerindeki küçük bir bahtsızı sevindirecek kuruşum yoktu. Sanırım, önceden düşünmeden yola çıktığım için o gün üzerimde yalnız taşım bulunuyordu. Küçük bedeninden kıvırcık ve siyah saçlarını ve uzun kirli ve adeleli çıplak bacaklarının biçimli uyumunu göreceğim yazılmış alnıma. Serin ve canlı elini de, bunu kolay kolay unutmayacağım. Ona söyleyecek başka tümce aradım, çok sonra bulduğumda çocuk uzaklaşmıştı, çok değil ama uzaklaşmıştı. Yaşamımdan da kopmuştu usulca, gidiyordu, artık düşüncelerinden bir teki bile benimle ilgili olmayacaktı, yaşlandığında, ilk gençliğini araştırırken, bu neşeli geceyi anımsar, keçiyi hâlâ boynuzundan tutup önümde yeniden, kim bilir belki bu defa biraz sevgi, hatta kıskançlık duyguları içinde duraklarsa anımsar herhalde, ama ben pek inanmıyorum. Zavallı sevgili hayvancıklar, bana nasıl da yardımda bulunabilirdiniz.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: