bsbbd vol.2
Ekim 2, 2009
bu sana acik bi mektuptur; kapali seyleri sevmezsin sen. sürpriz mürpriz yapilmasin sana. neyse vukuat, acik oynamali sana. di mi.. di.
simdi marsmelov kapli elma sekeri kumkumam; sana bi kere daha sükrettim bugün. yok lan, sana degil. seni verene. evet, bu daha dogru bi anlatim oldu. dil ve anlatim dersi koymuslar liselere simdilerde; iyi ki bizim zamanimizda yoktu. Lâkin; ne dilimizde kemik ne de anlatmaya mecal mevcut bünyede. sadede gelirsek ki ben cok severim sade keki haha, cok eglendim birden.. neyse. dilegim o ki; üst-alt-yan-capraz kapi komsum ol bi zaman.. kekini cirp bize cik, kahvemi icip kapatip fincani üstüne bi yüzük koyaraktann size cikayim. ay birden size dedim; bu bi isaret mi :S olamaz. olsun olsun. pek cok istedim bunu diger pek cok istegimi pek cok istedigim gibi. an itibariyle dikkatim dagildi, devam edemiciim. kisa ve öz olsun; beat.

cok güzelsin, saklan kimse görmesin.
Temmuz 21, 2009

Seni seviyorum dinazor
Gece happsirmani ve
Seni.
Sonra cikip balkona sana cok yasa demeyi.
Seni.
Ve cekirdek citlemeni, citcitcitt.
Seni.
adresim ayni.
Temmuz 18, 2009
Kendimi yine biseler isterken buldum. Sasirdin mi, ha? Sasirma. Alisma. Bekleme. Yap! Neyi mi? Geregini.
Mektup istiyorum. Haydan gelip huya giden degil. Oralardan taa buralara kosar adim gelen. Sonra o mektubu yenmis tirnaklarim ve titrek ellerimle gidip posta kutusundan bizzat almak istiyorum. Titrek ellerime titresim katmak, kizarip bozarmak istiyorum. Uca uca eve cikmak, en -son ütücü- halimle yapilacak ne kadar ütü varsa ütmek, bal döküp yalamaya elvericek sekilde temizlik yapmak, 34 kap yemek pisirmek, en aptal 3 rengi birlestirerek üzerimde, kendimi sokaga atmak istiyorum. Bunca hengâme canimcicimmektubunu ertelemek icin. Hastayim ben cünkü. Böyle olunca tadina daha bi varirmisim gibi geliyo..

Ne ise.. Sonra vurucam kendimi deniz kiyisina. Picnic örtümü almadim, olsun. Cimlere yayilcam. Yan gözle bakanlara kem gözlerimle ölümcül bakislar firlaticam ve kafalari yarilcak, evet. İtina ile gül kurusu zarfi acicam. Cikarticam mis kokulu canimcicimmektubunu, hep yaptigim gibi önce hizli hizli okuycam. Sonunu merak edicem, acele edip ecele gidicem. Kötü bise yokmus diye bi ohh! cekip basa dönücem. Temiz hava sahasina bir darbe vurucam.
Ve.. Her satirini beyincigime kaziycam. Yaklasik 3 saat 28 dakika gözüm bi adalara bi canimcicimmektubuna bakicak. Dördüncü saatte biraz zirliycam ve bir darbe daha.. Sonra toparliycam pilimi pirtimi ve ne biraktiysam geriye hepsini. Ayyas olcam sokaklari arsinliycam. El yazin elimde, evin yolunu zor bulcam. Bulmasam ne olur ki hem? Hic.
Bana bi dolmakalem lütfen. Cevap yazicim.
korkular da benim, umutlar da.
Temmuz 6, 2009
Gecen yil ilk defa gittigim köyümdeki ilk sabahimda, elime ilk defa aldigim orakla, ayagima ilk defa giyindigim ayakkabiyla, ilk defa adım attigim tarlada, hayatimin ilk hayata döndürme organizasyonuna katilmistim. Kendini bilmez yabandomuzu, koca misir tarlasini talan etmis bir gece ansizin, belki de gelisimi kutlamak istemisti bu sekilde, bildigi en iyi yöntemle; yok ederek. Bana da, kizinin karsisinda aglayan babaymiscasina mahcup yerle yeksan misirlari temizlemek düştü. Sehirden ciktim köye havasinda, lâkin güzeldi. Toprak, böcük, negatif iyonlardan arinma, acik hava, heyecanindan kani kaynamis hayvanin naciz bedeninin hangi degirmenin dibinde oldugu..
Büyümek de böyle biraz. Koca bi bosluga, tarlan gözüyle bakarsin, türlü türlü hayallerle donatir, besler büyütür, gözünden sakinarak meyvelerini bekler durursun. En güzel korkulugu dikersin tepelerine, kimse kiymasin göznuruna diye. Günler geceler haftalar onbestebirler üc aylar derken kazik kadar olursun. Beklenti denen zehirli sarmasiklar da tarlanin davetsiz misafirleri olmustur. Olsun, hepsi senindir. Derken; kendini bilmez yabaninsani, gözünün yasina bakmadan, hic tanimadan seni belki ve ne yaptigini bilmedem fütursuzca yakar yikar o büyülü bahceyi. Basta anlayamazsin durumun vehametini. Gece gelmis, talan etmistir ama henüz fark edememissindir. Her gecenin varmis ya hani sabahi; senin düsmanin da bu sabahlardan biri oluverir. Kacamazsin gercekten cünkü sabah da en az lime lime edilenlerin kadar gercektir ve vakit yüzlesme vaktidir. Elde, avucta, tüm hasmetiyle bir korkuluk balkabagindan kafasiyla.. Kac geceyarisina meydan okumus, balo arabasina dönüsememis bir türlü.. Ve bikaç susam kirintisi, sarmasik kalintisi.. Simsiyahtir artik harabeden bozma tarlan, ne eksen yesermez, yanmis, kara kara olmus her zerresi.
Ne demistim? He; büyümek böyleydi. Onun da dedigi gibi; geriye sadece yarim yarim biseler, öznesiz cümleler, kazayaklari, mor halkalar.. Ve daha cok adalara dalmalar.. Göz dalmasi misafir derler buralarda. Rica ediyorum, gelmesin böyle olcaksa.
Fonda Bülent Abla; dogumgünüm bana geldigin gündür ile sesleniyor tüm gönül dostlarina
Iyk.

adımadımkaçışgünlüğü -I-
Nisan 18, 2009

Ada vapurundan inmiş işinden evine dönerken herkes, (bakırköyden gelenler de olabilir bunlar, bu kısım pek önemli değil, önemli olan kısım bir yığının üzerime geliyor olması) ben tersini yapıyorum; evimden, olmayan işimi, denizi görmeye gidiyorum. Ben memnunum bu ziyaretten. Peki o? Sanmiyorum.
Trafik ışığının robotik adamı ricayla karışık komut veriyo aynı derecede robotik sesiyle; lütfen bekleyiniz. Peki canım da, nereye kadar? ( Bu adam napıyodur şimdi acaba, pişman mıdır robotikleştiği için yoksa istediği şey tam olarak bu mudur? Bilmiyorum).
Pardon! Yine bisiklet yolundan yürüyomuşum. Gelmeseydin farkedemezdim. Evet, yine. Huyum kurusun. Değişemiyorum.
Ve sen kedi, ben konuşurken yüzüme bakmadın ya.. Belki de hata “yine” bende. İletişimin altın kuralı, konuşurken göz temasında bulunun, eşit seviyede durun. Üzgünüm kedi, o kadar da inemiyorum.
Kınıyorum.
Az kaldı, biliyorum.